Ana içeriğe atla

ON KÜÇÜK ZENCİ- Adalet mi İntikam mı?

 Tüm zamanların en iyisi !


Basit ama zeki bir kurgu!


On küçük zenci hakkında o kadar çok yazı yazıldı ki... Bu kitap hakkında İngilizce ve Türkçe o kadar çok okuma yaptım ki... Amacım tekrara düşmek değil elbette, ben bu kitap hakkındaki kendi kişisel görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Yaz aylarına giriş yaptığımızda hep on küçük zenci gelir aklıma. Kitapta bahsettiği Devon sahillerindeki gizemli zenci adası... Her yıl ritüeli olan Doğu Ekspresinde Cinayet ve Ve Perde İndi gibi kitaplar arasındadır benim için.

Çizgiroman sever biri olarak Agatha'nın romanlarından uyarlama tüm çizgi romanları koleksiyonumda bulunuyor. On küçük Zenci, en popüler romanlarından biri olduğu için, birden fazla çizgiroman roman uyarlaması var. Yandaki fotoğraf da bendekilerden biri. 

On Küçük Zenciyi ilk defa 2011 yılında okumuştum ve soluksuz okuduğum bir kitaptı, diyebilirim. 1939 yılında yazılan bir polisiye öyküsünün nasıl bu kadar etkileyici ve sürükleyici olduğuna şaşırmıştım. Çünkü şimdiki zamanda polisiye ve gerilim romanlarına baktığımızda hep karmaşık kurgular, üstüne saatlerce düşündüren sahneler, anlamak için tekrar tekrar okunan kitapları görüyoruz. Agatha bu romanın üstüne ne kadar düşünmüştür bilemiyorum ama kurgu basit olmasına rağmen etkileyici. Gerçi şimdi düşününce ve sonunu bilince katilin sanki satır aralarına saklandığı düşüncesi akla geliyor. 

On Küçük Zenci'nin kısaca konusundan bahsetmek gerekirse, on kişi tanıdıkları ya da tanıdıklarını sandıkları bir kişiden gizemli bir mektup alıyor. Mektuptaki kişi onları hafta sonu için zenci adasına çağırıyor. Herkes adada toplandıktan sonra ev sahibinin gecikeceği! bilgisi geliyor. Yemekten sonra ise bir plak yayınından gelen gizemli bir ses adadaki bu on kişiyi (çalışanlar da dahil olmak üzere) çeşitli olaylarla ilgili suçlayıcı ithamlarda bulunuyor. Bunun ardından da katil avına başlıyor ve hepsini birer birer avlıyor (bu cümle spoiler sayılır mı bilmiyorum).  Kısa bir süre sonra hepsi aslında bir tuzağın içine geldiklerini anlıyor.

On Küçük Zenci konusu itibariyle aslında iyi mesajlar veren bir kitap. Hukukun ve hukuk kurallarının tüm katilleri yakalayamadığı, hatta bence bu kuralların bazı suçluları hiç görmediğinin mesajını veriyor. Her ülkenin bir Ceza Kanunu bulunuyor ama burada suçlu olarak atfedilen kişiler kanun kaçağı değil. Bu konuda hiç yargılanmamış, suçlanmamış hatta kendilerinden şüphe bile edilmemiş yani kanunun el uzatamadığı suçlular. Agatha yine konuya çok farklı bir yerden bakıyor (Ve Perde İndi'de olduğu gibi). Toplumda suç işleyenler sadece kanunların önünde suçlanmazlar, bazen vicdan ve adalet terazisinin devreye girdiği yerler de olur. Agatha Christie bu romanında buna vurgu yapıyor. Toplumun manevi ve ahlaki değerlerinin yozlaştığı yerlerde ilahi adaleti bırakın, yasaların getirdiği adaletin bile işlemediği dillendirilir ya hep. ve -birçok yazıda okumuşsunuzdur- bu yozlaşmanın son 50-60 yılda başladığı söylenir. Ama Agatha Christie işte bu yozlaşmanın, görünmez suçluların ve adaletsiz bir dünyanın o zamanda da var olduğunu ifade ediyor.

On Küçük Zenci Tv'de ve sinemada da ilgi gören bir yapım. Çeşitli ülkelerde birçok versiyonu çekildi. Son olarak 2015 yılında mini dizi formatında TV filmi yayınlandı.4 bölümlük bir diziydi ve ben çok beğenmiştim. Yine her yıl izlediğim Agatha Christie filmlerinden biridir kendisi. Umarım bir tane daha uyarlama çekilir ilerleyen yıllarda. Bu aralar BBC One Agatha Christie romanlarını yeniden uyarlamaya başladı. Ben henüz izlemedim ama "Toward Zero", " Murder is Easy" bunlara örnek. "The Seven Dial Mystery" de Netflix'te yayınlanacak sanırım. 

Kitaba geri dönecek olursak, bu kitap için eklemek istediğim bir diğer konu ise çocuk tekerlemeleri ve şiirler. Agatha birçok kitabında çocuk tekerlemeleri ve çocuk şiirlerini önemli yerlerde kullanmış. Bu kitapta da eski bir masaldan alıntı bir şiir kullanılmış. Hatta kitabın özeti bu şiir diyebiliriz. Zencilerle ilgili bir şiir. İlk okuduğumda çok itici ve ırkçı bulmuştum ve bir çocuk şiiri olduğuna inanamamıştım. Hala aynı fikirdeyim. Katil adadaki on kişiyi şiirde bahsi geçen on zenciye benzer şekillerde öldürüyor. Burada satır aralarında yatan ırkçı söylemi dönemin şartlarına göre eleştirmek gerekiyor diye düşünüyorum. Sömürgeler ülkesi İngiltere'de o dönemde bu tarz ifadeler normaldi sanırım. Agatha'yı hiçbir zaman kişisel düşünceleri ile yargılamadım. Zaten kişiliğini de seviyorum ama bu ırkçı ifadeler ve çocuk şiirlerinin cinayet romanlarına karıştırılması beni ürkütüyor.

Ama yine de bence Agatha'nın en sürükleyici eserlerinden biri. Bu nedenle Agatha'yı hiç okumamış kişilere başlangıç olarak önerilebilir. Ben On Küçük Zenci'yi bu şekilde çok sayıda kişiye hediye ettim. 

Keyifli Okumalar


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Agatha Christie Ve Kitapları

Bu bir giriş yazısı aslında. Bir Christie fanı olarak bu yazı ile bir yazı serisini başlatıyorum. Bu yazı Agatha Christie hakkındaki düşüncelerimi ifade eden bir giriş yazısı olacak. Size bir sır vereceğim. Agatha Christie okumaya üniversiteyi bitirdikten sonra başladım. Ne kadar geç kaldığımın farkındayım. Fakat bu durum ön yargılardan kaynaklanıyordu galiba. Evet kabul ediyorum, Agatha'nın romanlarının çok fazla bir edebi niteliği yok, okumak istemememin sebebi de buydu sanırım. Fakat okuduktan sonra anladım ki, kadın inanılmaz bir kurgu yeteneğine sahip. 70-80 arası bir sayıda romanı var sanırım. Ben de yarısını okumuşumdur muhtemelen. Kitaplarını yazdığı dönemi olan I. dünya savaşında 1970'li yılların II. yarısına kadar olan dönemi düşünürsek, ilk bakışta polisiye roman yazmak için ilgi çekici bir dönem gibi gelmiyor. Fakat, okudukça fark ettim ki inanılmaz bir potansiyel var. Polisiye ve cinayet konusunda inanılmaz yetenekli bu kadın. Çok başarılı bir şekilde cina...

Doğu Expresinde Cinayet ve Çizgi Romanları

  U zun bir aradan sonra yeniden beraberiz. Agatha Christie'nin önemli ve en çok bilinen romanlarından biri olan Doğu Expresinde Cinayet benim de şahsi favorilerim arasında yer almaktadır. O nedenle hazır Şubat ayındayken ve ben yazmaya istekliyken bu yazıda bu kitabı ele almak istedim. Kitabın konusu zaten tüm dünyada biliniyor, bu nedenle ben uzun uzun kitabı analiz etmeyeceğim. Aynı isimle yazılmış çizgi romanlar da var. Bu yazımda onlardan bahsedeceğim ama genel olarak kısaca konudan da bahsetmek istiyorum. 1930lu yıllardayız. İstanbul'dan Calais'ye gidecek olan lüks doğu ekspresi treni 3 gün sürecek olan yolculuğuna başlamak üzeredir. Dedektifimiz Hercule Poirot Suriye'den Türkiye'ye yeni gelmiştir ve birkaç gün İstanbul'da gezme niyetindedir ama acil gelen bir telgraf ona hemen Londra'ya gelmesi gerektiğini söylemektedir. O da zar zor doğu ekspresinde yer bulur. Tren, o zamanlar Yugoslavya olan, Romanya civarında kara saplanır ve bu olayın sabahında ze...